Bazen öyle insanlar görürsün ki…
Dışarıdan tam bir sükûnet içindedirler. Her şeyi kontrol ediyor gibidirler, sesleri sakindir, yüzleri ifadesiz. Ama içlerinde hiç durmayan bir ses vardır. Düşünceler birbirine çarpar, kalp hızlı atar, nefes sığlaşır. Zihin, hiç izin almadan sürekli “ya şöyle olursa?” sorusunu tekrarlar.
Bu, sessiz anksiyetedir.
Hiç kimsenin fark etmediği bir iç fırtına.
Görünmeyen, ama sürekli hissedilen bir sıkışma hâli.
Sessiz Anksiyete Nedir?
Sessiz anksiyete, kişinin iç dünyasında yoğun kaygı yaşamasına rağmen bunu dışarı yansıtmadığı, hatta çoğu zaman kendine bile itiraf etmediği bir durumdur.
Klasik anksiyete belirtilerinden farklıdır; burada panik ataklar ya da açık kaygı krizleri değil, sürekli bir gerginlik ve zihinsel yorgunluk hâkimdir.
Kişi genellikle şunları yaşar:
- Sürekli tetikte olma hissi (“Bir şey olacak ama ne?”)
- Aşırı düşünme ve analiz etme
- Bedeninde kasılma, çarpıntı, mide rahatsızlıkları
- Uykusuzluk ya da dinlenememe
- Rahatlama anlarında bile “bir şey eksik” hissi
Ama dışarıdan bakıldığında bu insanlar “çok sakin”, “çok kontrollü” veya “soğukkanlı” görünür. Çünkü kaygılarını bastırmayı öğrenmişlerdir.
Sessizliğin Nedeni: Kaygıyı Gizlemek
Birçok kişi sessiz anksiyeteyi bilinçli olarak değil, öğrenilmiş bir savunmayla taşır.
Çocuklukta ya da gençlikte “kaygılı olmak”, “ağlamak”, “paniklemek” ayıplanmış olabilir.
“Abartma, güçlü ol, sakin ol” gibi cümleler sık duyulduysa, kişi zamanla duygularını gizlemeyi bir beceri sanır.
Bu da şu düşüncelere dönüşür:
“Eğer endişemi belli edersem zayıf görünürüm.”
“Korkumu gösterirsem insanlar bana güvenmez.”
“Kendimi tutmazsam işler kontrolden çıkar.”
Sonuçta kişi kaygının görünmemesiyle övünür; ama iç dünyasında kaygı daha da büyür. Çünkü bastırılan hiçbir duygu kaybolmaz — sadece sessizleşir, bedene geçer.
Psikolojik Temelleri
Sessiz anksiyetenin kökeninde genellikle iki yapı vardır:
- Mükemmeliyetçilik
- Kontrol ihtiyacı
Mükemmeliyetçi bireyler hata yapmaktan değil, hata yaparken görülmekten korkarlar.
Bu da sürekli “her şey yolunda görünmeli” baskısı yaratır.
Bilinçdışı mesaj şudur: “Kontrolü kaybedersem, ben de kaybolurum.”
Bu kişiler ilişkilerinde de hep güçlü taraf olmak ister.
Destek istemezler, çünkü “yük olmak” düşüncesi rahatsız eder.
Zihinleri sürekli meşguldür, duygularına ise nadiren yer kalır.
Sessiz Anksiyete Nasıl Anlaşılır?
Sessiz anksiyete yaşayan birini tanımak zordur — çünkü genelde en çok yardım eden, en sabırlı, en organize kişilerdir.
Ama bazı küçük ipuçları vardır:
- Yalnız kaldığında sürekli zihinsel tekrarlar yapar.
- Duygularını kelimelere dökemez, “bilmiyorum” der geçer.
- Rahatlama anlarında bile huzursuz hisseder.
- “Her şey yolunda” dese bile gözlerinin altındaki yorgunluk konuşur.
Sessiz anksiyete, “sakin görünme” ile “kendini kaybetme” arasında sıkışmış bir dengedir.
İyileşme: Kontrol Etmeyi Bırakmak
Sessiz anksiyete, aslında “fazla kontrol”ün sonucudur.
Bu yüzden iyileşme, daha fazla çabalamakla değil, bırakmakla başlar.
- Kaygını yargılama.
Kaygı, seni korumaya çalışan bir mekanizmadır. Onunla savaşma; anlamaya çalış.
- Bedenini fark et.
Omuzlarını indir, nefesini fark et, kaslarını gevşet. Bedenin konuşur, sen dinle.
- “Ne olur ne olmaz” yerine “şu an ne var” de.
Zihnin geleceğe gittiğinde kaygı artar. Şimdiki zamana dönmek, zihni yavaşlatır.
- Duygularına izin ver.
Sakin olmak zorunda değilsin. Endişelenebilirsin, kırılabilirsin, korkabilirsin.
Bu, seni zayıf değil, insan yapar.
- Profesyonel destek al.
Sessiz anksiyete çoğu zaman “ben hallederim” diyerek kronikleşir.
Bir psikoterapist, o bastırılmış duyguların güvenli bir şekilde görünmesine alan açar.
Sessiz anksiyete, insanın içindeki sessiz çığlıktır. Kimse duymasa da, senin her gün taşıdığın ağırlığı anlatır. Fakat bu ağırlık bir gün dinebilir.

